Devir

Kategori: Belirtilmemiş

Sevgili günlük, sürekli buraya yazıp yazıp sonra oraya kopyalamaktan yoruldum.

Tamam sevgili blogcu, iyiydin, hoştun, çok yazılar yazdım sana. Sağol eksik olma. 

Ama artık şuradayım.

 http://arenom.blogspot.com/

 

16:05 - 7/6/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Saykom Geldi Gibi Sanki

Kategori: Belirtilmemiş

Sevgili günlük, şu anda o kadar yoğumun ki, az önce gittim kendime kuşburnu çayı koydum, evet nedir :) , sonra geldim işe gömüldüm, bir ara elim bardağa değdi ulan dedim bu bardak neden sıcak, evet 10 dakika önce koyduğum kuşburnunu unutmuştum, bu gerçekten beni çok endişelendirdi, alzaymırmır mı oluyorum yoksam dedim kendi kendime, hemen etrafıma baktım insanları tanıyor muyum diye, baktım tanıyorum tamam dedim o zaman sorun yok herhalde. Şu anda yaklaşık 6 saattir masamdan kalkmamacasına analiz yapıyorum, hatta öyle ki bunları da o analizin içine yazıyorum, umarım gönderirken burada unutmam. Kakarakikiri. Az önce gittim bir toplantı yaptım da ayaklarım açıldı, toplantı yapmaya muhtaç hale geldik mirim yürümek için, yakında da 240 kilo falan olurum ben otur otur. Neden 240 bilmiyorum. Bir yandan da telefonumla fotograflar çekiyorum algım kapanmasın embesilleşmeyeyim diye. Bu arada şunu açık ve net söyleyebilirim ki, samsung m3510’un gamarası samsung L700’e 1500basar. İkisi de 2 magapiksel ama m3510 çok çok çoğğğk daha iyi. Keşke onu mu alsaydım da demiyor değilim hani zaman zaman, ama çelik kasa bu da bir şık duruyor ki hemen alıp götürüyor o saçma fikri benden. Diyorum ki çalışmaya başlasam iyi olur, bu kadar ara yeter ki aslında ara da vermedim. gittim ben hadi görüşürük.

19:17 - 22/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Göçerttim kendimi

Kategori: Belirtilmemiş

Şimdi pazar pazar sabah sabah müthiş bir sorunsalla uyandım.

Şimdi mesela,
"castle" ı okurken "kesıl" diye okuyoruz da,
"nestle"yi okurken neden "nesıl" diye okumuyoruz?

Sorarım bunu?

Ulan boşa mı gitti bütün yediğim nesıllar?
:)

13:06 - 18/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Segaların Sonik

Kategori: Belirtilmemiş



Make believes rebooooorrrn.
Myths in mind re-thooouuught.
Questions all that's knooooown.
Legends blurred and toooooorn.

Çocukluğumdan kalan bir uktedir bu Sonic hadisesi de...

Segalı zamanlar. Her evde yok tabi, sağda solda arkadaşlarda görür, voha, oha, yuha falan olurduk o zamanlar.

Zamanında en sevdiğim oyun karakteriydi bu kirpi, ama tabi çoğu şeyde olduğu gibi başka aşklar girdi aramıza ayrıldık, ellerin oldu o,  sahip olamamaktan kelli içimde bir takıntı oluşmuştu buna karşı. Acayiptir hâlâ baktım mı böyle içim gider şu beş parmaklı mavi kirpiye. Çocukluk travmaları böyle başlar işte günlük. Seviyorum ulaeeyn.




Ve sonunda "Crush 40", tüm Sonic manyakları için söylüyor.

Seven rings in haaaaand,
Arrowed hearts catch fire noooooooooooow

Memories that daaance
Fairy tales in traaaance
Know what to belieeeeve
Nothing is up to chaaaange

(Tavsiye: Olabildiğince yüksek sesle)

01:40 - 18/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Kafadan eleştirel post

Kategori: Belirtilmemiş


Anam anam anam oyyy. Kollarım koptu kopacak günlük.

Zaten uyanırken de bir yamukluk olacağını anlamıştım bu gün.

Hahaha, valla ne acayip şey, resmen elim titriyor yazarken, hatta tuşlara basamıyorum desem yeridir yurdudur, hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Sabah sabah kahvaltıyı takiben gerçi önce komşumuzun kafasını yardığı haberinin verildiği telefon ile uyandırılmıştım, annemi kapıdan çıkarken gördüğümde ben de dedemle ananemin ve babamın oturduğu sofraya oturmak üzereydim.

Ya konu dağıldıkça dağıldı, geçen gün komşumuz pencerelerini değiştirip plastik pencereler alınca çıkan doğramaları da biz almıştık, çünkü evimizde soba var bizim ve soğuk kış gecelerini beklemiyoruz sobayı yakmak için direkt yakıyoruz öyle içimizden geldiği gibi. Sonra efendim gecenin bir vakti hızsızlar gibi gidip komşunun bahçesinden doğrama götürürken bir yandan da "ulan biri şimdi beni görse ne derim acaba" sorunsalıyla boğuşmaktaydım. Aslında ortada bir sorun yoktu, olayı heyecanlandırayım istedim sadece. Sonra efendim annemin bu pencereleri kesirdetmeye yeltenmesini duyduktan sonra artıkın duramazdım ve durmadım da. İndim bahçeye.

Ama yani uzun zamanlar sonra bu tip bir aktivasyon cidden beni sandığımdan daha çok zorlamıştı. Testereyi alıp, etrafımda dolaşan manyak tekir kediyi kovaladıktan sonra tonlarca doğramayı doğramaya giriştim.

Abowa hala kolum ağrıyor ya.

Kesirdettiğim doğramaları getirip sobanın yanına koyduğumda ananemin tepkisi ilginçti, "Aaa oğlum sen mi kestin bunları?" "e herhalde anane" "Aman dikkat et kafana gözüne vurma." "Ya anane kafamın üstünde kesmiyorum ki bunları, testereyle" "Olsun nacakla vururken falan zıplayıp kafana çarpmasın." "Olur :)"

Ananemin dün yemekteyiz programındaki şahıslara yaptığı yorum ise cidden olaylara farklı bir bakış açısı getirir nitelikteydi. :)

"Pisboğaz yahu bunlar." "Yiyip yiyip bir de konuşuyorlar." "Hort hort ötüyorlar ama maşallah tabaklarda bir şey kalmamış."

Ben anlıyorum neden böyle psiokolocikman deli olduğumu zaman zaman bazen. Tıp ilmi buna genetik diyor, biz de "var var bizim ailede bir şey" diyoruz.

Hahaha bir de dün akşam şu adanalı abimizin ev sahibesi kadın hakkındaki yorumu cidden ortamda yarılmalara neden oldu, salonda inildeyen kahkahalar için kendisine şükranı borç biliriz. Adanalı abinin ev sahibesi hakkındaki yorumunu aynen aktarıyorum.

"Şimdi Fatma Hanım kafadan eleştiriyi yiyince dağıldı tabi." ahahaha.

Şimdi gidiyorum günlük, sonra geleceğim. Düzgün dur, kafanı gözünü yarma, kafadan eleştirel bakarım sana ona göre.

11:38 - 17/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Lityum vertigosu

Kategori: Belirtilmemiş

Çocuk sen hâlâ hayatın boktan yüzüyle karşılaşmadın. O yüzden böyle gülebiliyorsun her şeye. O yüzden hayallerin var. O yüzden inanıyorsun hâlâ bir şeylerin değişebileceğine. Seni üzmek istemem.

Ama istediğin hiçbir şeyin olmayacağı çöpten bir dünya burası. Uğraşmaların boş. Çıkmaya çalışman boş. Çıkamazsın. Ve istesen de istemesen de bu çöplüğün kokusu siner üzerine. Saflığın biter. Kimse sonuna kadar temiz kalamaz.

Taslağa gel taslağa, gel vatandaş taslağın hası burada. Taslaklara özgürlük gecemizin nadide bir dördüncü parçası. Tarihini hatırlamasam da büyük büyük ihtimalle kafayı yemekteyizken yazınsalladığım bir hönkürmeymiş bu. Voyt. Pek de hisliymişim hayata karşı, kimbilir ne olmuştur gene. S*ktir edelim. Ettik.

00:36 - 17/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


one day may day

Kategori: Belirtilmemiş

Bir gün gelecek, bir gün kalacak.

Saniyelerin dakikaları, dakikaların saatleri, saatlerin günleri, günlerin ayları kovaladığı bir dönemde tanıştım bu sözle. Zamanın geçecek olması umuduydu belki, ya da o gün gelince yapılacakların planlarıydı dayanma nedeni. Ama sonra aslında durumun bundan çok daha karmaşık ve çok daha sarmaşık ve çok daha nevrotik ve çok daha permatik ve çok daha antipatik olduğunu, idrak ve itidal ve iktibas ve ishal, sonra da umut fakirin ekmeği kırıntılarıyla üst üste konulmaya başlanan legolandvâri bir yaşam. Şunu gözden kaçırdığımı yakalıyorum bazen, "Bir gün gelecek, ertesi gün olmayacak." ve yeterince beklersen o gördüğün gün aslında elindekilerden memnun olmadığın gün olacak. Yaptığın planların aslında zaman içinde çoktan değiştirilmiş olacak. Hani şu meşhur, yavaş yavaş kaynatılan kurbağanın jakuzi keyfindeki naaşı gibi. Kendini, asıl istediğinin şu an sahip oldukların konusunda ikna etmeye başlayacaksın.

Arada bir nefes almak lazım şu koşturmacada. Durmak lazım. En azından gittiğin yöne bakmak lazım. Ne istediğini bilmek lazım. Hayatın simultane yaşandığı varsayımından hareketle, kafayı toplamak lazım en azından. Âna bakmak lazım, baktı mı görmek lazım. Lazım da lazım. Amma çok şey lazım. Her b.ku da ben mi yapacağım ya? Böyle söylenmemişti ama. Aman da okullar falan bitirip büyük adam olacak, ee? Çektirdiğim fotokopileri geridönüşümcülere satsam milyoner olurdum be. 

Şu 27 yaş sendromlarına mı girdim nedir?

Taslakımtaslaksıntaslak. Taslaklara özgürlük gecemizin üçüncü kaydı. Psikolojik çıkarsamalar yaptığım, büyük ihtimalle askerlik dönüşü yazılmış bir taslak. Çünkü o söz yaygın bir askerlik deyişidir. Gerçekten bir gün gelir bir gün kalır, ama ertesi günün diğer günlerden hiç bir farkı yoktur, böyle de b.ktan bir hayal kırıklığıdır içten içe insanı yiyen bitiren o gün.

00:27 - 17/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


i want to be or not to be

Kategori: Belirtilmemiş

Pentaton muydu şu serumun adı? Hani şu iradeyi kırıp, gerçekleri söylemene neden olan serum. Pentatolmüş pardon. Pentaton neydi? Var mıydı öyle bir şey? Pentatlon vardı galiba, neyse. Pentatol güzel bir şey, bence yasal olarak eczanelerde reçetesiz satılabilmeli. Hatta büyük marketlerde saygın bakkallarda hatta efendi seyyar satıcılarda bile satılmalı. Biz pentatol istiyoruz. Belki de satılıyordur yahu, hiç gidip de bi eczaneden pentatol isteyen oldu mu?

Taslaklara özgürlük gecemizdeki ikinci kaydımız. Neden bilmem şu pentatol olayına sarmışım o zamanlar, sair zamanlar, ve sair zamanlar, taslak zamanlar.

00:21 - 17/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Longest as you longi longi long

Kategori: Belirtilmemiş

Pek çok insanın dilinden düşürmemekte ısrar ettiği "güldürürken düşündürme" hadisesinin aslında güldürürken düşündürmekten çok "gülmeyi düşündürme" olarak kullanılması gerektiği konusunda tartıştığımız günlerden birinde karşımda oturup ahkâm kesen güzel giyimli, belli ki iyi eğitimli ama biraz sabit fikirli, oturmasını kalkmasını bildiği gibi yemek yapmasını da bilen, etrafa ilk yardım sebebi sayılabilecek kadar güzel bir parfüm kokusu ve yüksek voltajda elektrik yayan, yazarak bazı şeyleri kağıt üzerinde anlatmaya başladığında parmaklarını görüp böğrüme saplanmaları için dualar ettiğim ve biraz daha o gözleriyle bana bakarsa güldürmeyi düşündürmeyi falan değil adımı bile unutup güldür güldür aşık olup, kedi olup, paspas olup, altımda sakladığım malikanemin dış duvarındaki büyük çelik kapının anahtarını çıkartıp küt diye kafasına atacağım, tamamıyla bir zerafet abidesine bakar gibi baktıran akla mantığa zarar tavırlarıyla etrafındaki herkesin ilgisini üzerinde toplayan bu insan olamayacak kadar kusursuz varlıkla herhangi bir konuda konuşmaya çalışmak, üzerinden yüzlerce kamyon geçtikten sonra ayağa kalkıp yürümeye benziyordu.

Taslak olarak kalmış, reklamcılığın ilk derslerinden biri olan uzun cümle yazabilme öğretisine haiz olan ben kendim ve şahsımla birlikte uzun aylar öncesinde yazdığım bir cümleydi bu. Taslak kalmasın, taslaklara özgürlük. Taslak taslakça sıra sana taslakcak.

00:13 - 17/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


...

Kategori: Belirtilmemiş

h i ç b i r ş e y y a z a s ı m y o k . . . 

22:38 - 13/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
Az Gerekli Günlük Yazıları - "Ya oooof" diye patlayıp ev ahalisinin "bizim oğlan en sonunda sıyırdı" demesine neden olmamak için buraya patlıyorum haberiniz olsun, cümle aleme hayırlı uğurlu olsun, artık sıyırık bir blog yazarınız var... (Not: İsim benzerlikleri isim benzerlikleridir.)
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kategoriler
Son Yazılar
- Devir
- Saykom Geldi Gibi Sanki
- Göçerttim kendimi
- Segaların Sonik
- Kafadan eleştirel post
- Lityum vertigosu
- one day may day
- i want to be or not to be
- Longest as you longi longi long
- ...
- Ne dediler şimdi?
- Mefisto
- Handsfree
- Epic
- Bas gaza Merkür bas gaza
- Donsalım Donsalsın Donsal
- Arkayı beşleyelim
- no not
- They Betray Kiss
- Dan Bir
- Duymazken Ben
- Rasyo Pus
- Tipitip
- robotrun
- aaba
Arkadaşlarım
Blogcu Yardım